siz geç kaldınız. ben hala sevmeye, bu hayatta bir yer edinmeye calısırken yoktunuz. bana saçma sapan boktan bahaneler sunuldu hep. yaş farkına kadar bir sürü bahane. siz çok geç kaldınız. ben artık ne birini sevebilirim, ne birine gitme diyebilirim. ben kendimi eğittim. biri gitsin gitmesin umrumda olmayacak, eksikliğini hissetmeyecegim şekilde kendimi eğittim. şimdi geceden sabaha kadar da kussam, gözüme tek uyku da girmese, titreye titreye morarsam bir duvar dibinde tek bir insana ihtiyac duymam. siz yoktunuz. artık olmasanız da olur. artık çabalamıyorum. artık çabalayıp çabalamamak umrumda değil. son umudumu kimde yitirdim bilmiyorum. kendiliginden gelişen ve gelişmesi gereken bir süreçti. artık daha güçlüyüm. her gittiklerinde, her kustuklarında dibe yaklastıgımı hissediyordum. ertesi günü kafamda sürekli intihar düşünceleri oluyordu. kim kalmış, gidecek biri var mı artık bilmiyorum. her biri gittiğinde kendimi bu sonda bulacagımı biliyordum hep. bagırmak istiyordum nolur gitmeyin, beni o kişi yapmayın diye. ben o kişi oldum, olmak istemediğim kişi.
yapmak istediklerimle yapmam gereken şeyler birbiriyle çelişiyor. okulu hiçbir zaman seven biri değildim. bir şekilde bıraktım. bir şekilde insanları susturdum. önümüzde üniversite vardı ama bunun lise 5ten ne farkı vardı ki. yine erken kalkmak, yine bir derslere sevsen de sevmesen de girmek. insanlarla yine mecburiyetten bir yerde bulunmak. mecburiyetten arkadaşlık kurmak. peki, üniversiteye gitmedim bir işe girdim diyelim. yine istediğim bu değildi ki. sürekli aynı saatte kal, her gün aynı seyleri yap. yine birileriyle mecburiyetten aynı yerde bulun. ama istemiyorum işte, bunların hiçbirini istemiyorum. peki ne yapacağım? köyde 1 aydan fazla yaşamış biri olmayan biri olarak köye taşınıp kendimi doğaya hayvanlara mı vereceğim? ya bu konuda da başarısız olursam? ki köyde paraya ihtiyaç duymayacak mıyım? bazı şeylerin içinde bulunmak istemiyorum. bazı şeylerin içine girmeyi istemiyorum. çok korkuyorum. ne zaman yeni bir yere girsem kendimi ifade edemediğimi görüyorum. insanlar tarafından saçma sapan kalıplara sokuluyorum. yüzüm bembeyaz ve solgun oluyor, insanlar donuk oldugumu söylüyor. umrumda mı bilmiyorum. yazıyorsam eğer umrumda demek ki. ne istediğimi sanırım ben de bilmiyorum. var olma çabası içindeyim hep. istediğim tüm gün öğlene kadar yatmak da değil. 3 yıldır alarmsız uyanıyorum ve sanırım buna çok alıştım. hiçbi şeyden sorumlu tutmuyorum kendimi. zorlamıyorum. bazı şeyler çok ağırlaşıyor bazen. tüm gün beni ağlatacak hiçbir şey olmasa da akşam ağlarken buluyorum kendimi. bu şekilde kendimle nereye varabilirim, bilmiyorum. bilemiyorum.
olduğum yerde mutsuzum. olduğum kişiden mutsuzum. ağzımdan çıkanla düşündüğüm çelişiyor. kendimi ifade edemiyorum. özellikle de zorunlu olarak bulunmam gereken yerlerde bunu hiç yapamıyorum. çekilsem köşeye, çekilemiyorum. beceremiyorum bu çağda yaşamayı. istediğim ne bilmiyorum ama istemediklerimden eminim. hiçbir şeyin düşündüğüm veya hayal ettiğim gibi olmayacağını biliyorum. beklentiyi düşük tutuyorum. artık dışarı çıkarken bir şeylerin yolunda gitmeyeceğinin farkında olduğumu fark ettim. yani sürekli bir sorun çıkıyor ve ben yine elim boş dönüyorum. şaşırmıyorum da buna. kabullenmek önemliydi benim için. her şeyi. zorlandığım her şeyi. bazen canım acıyor, diyorum kendime bu konuda benim yapabileceğim bir şey var mı benim elimden gelen bir şey mi olmadığını görüp kabullenip susuyorum. bazen çok yoruluyorum. oturup sokak ortasında ağlamak istiyorum. her şey o kadar boş ve anlamsız geliyor ki bazen hiçbir şey yapamıyorum. ben bu yola girerken kendime hep şunu dedim şu 4 seneyi bitir, bi yerde intihar edersin. diyorum şu 4 seneyi bir şekilde bitir, vakittir geçer. o 4 senenin 3. senesindeyim. hala bir o kadar umursamazım. inandığım şeyler yok. tutunduğum şeyler yok. hala kafamda o düşünce. 3 yıl boyunca beni bu düşünceden vazgeçirebilecek bir şey olmadı. bu hayata tutunmak için bir neden bulamadım. günler geçti. günler öyle böyle geçti. akşamları uzun uzun yürüdüm kulaklığımı takıp. filmler izledim. yeni insanlarla tanıştım, şimdi hiçbiri hayatımda değiller. günler öyle geçti işte, ben bir şey beklemedim. bir şey de olmadı. ben sadece yürürken arabaların gelip geçişlerini izledim, bir gün o arabanın birinde olup bu şehirden uzağa gittiğimi düşündüm. 3 yıldır bu şehirden çıkmadım.
“Bağışla kendini artık Onu da, bırak gitsin.. Bırak gitsin..”—
Birhan Keskin
(viaicimizdekiyalnizlik)
“Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir uzaktan sevmek.”—
Elif Şafak
(viaicimizdekiyalnizlik)
Sana gelen tüm yollar kapalı. Üstelik bende koskoca bir enkazdan yeni çıktım. Bitkin, kırgın ve yaralıyım. Seni sevecek gücüm var lakin gelemiyorum. Affet.
eskisi gibi birisi olmadığını fark etmek.
eskiden yüzünü karış karış bildiğin insanları şimdi hatırlayamamak.
eskiden olduğun insanı özlemek;
zamanın bizden götürdüğü şeyler ne kadar fazla.
“Zaaflarımın arasında gülüşünde vardı, ellerin, gözlerin… Sonrasında mesafeler oldu sadece zaafım. Yaprak adedince, kum zerresince hoşnut kaldım mutluluğuna.”—
Bir fotoğrafın var karşımda, avuç içini öpüyor- bir balık bu kadar güçlü hafızaya sahip olamaz veyahut koca denize bu denli meydan okuyamaz.